http://images.socialpano.com/

ÜMİT AKTAŞ İLE ALİYA İZZETBEGOVİÇ’İ YAD ETTİK

22 Ekim günü ilkini gerçekleştirmiş olduğumuz Perşembe hasbihallerine Ümit Aktaş hocamız ile başladık. Hocamızdan Aliya İzzetbegoviç’i dinledik.

   Ümit Aktaş’ın konuşmasında değindiği noktalar işe şöyle:

20. yy. içerisinde Aliya İzzetbegoviç, sadece  askeri bir lider değil aynı zamanda  Gannuşi ve Humeyni gibi siyasi liderliğinin yanında  derin bir mütefekkir ve entellektüel  kişiliktir. Her üçünün de başarılı olmalarında bu yönlerinin yararı vardır. Peygamberimiz(S.A.V) de askeri bir lider değildi. Toplumunun sıradan bir ferdi olarak yaşayan ve ister istemez mücadele etmek zorunda kalan bir liderdi. Çünkü bizler mecbur kalmadığımız sürece savaştan uzak dururuz. Savaş arzulanan bir şey değildir.

20 yy. başında nerdeyse tüm İslam ülkeleri sömürge altındaydı. Bağımsız ülke nerdeyse hiç yoktu. İkinci dünya savaşından sonra yavaş yavaş bağımsızlık kazanmaya başladılar. Neticede hepsi de bağımsızlığını kazandı.  Ama özgürlük... Hala da Arap Baharı denen bu süreçte, bunun sancılarını yaşıyoruz. Bosna ise Aliya ile birlikte bu iki adımı birden attı. Başta askeri liderlik gibi bir ideali olmayan,  şartlar itibari ile bunu üstlenmek zorunda kalan Aliya, Bosna için bir şans haline gelmiştir. Hem siyasal hem de entelektüel kişiliği ile Bosna’yı Avrupa’nın tek İslami ülkesi haline getirmiştir.

Aliya maalesef ülkemizde ‘Bilge Kral’ olarak (kim yapıştırdı ise bu etiketi )tanınmaktadır. Aliya, krallığa, otokrasiye, diktatörlüğe “ahlaklı bir diktatörlüktense ahlaksız bir demokrasiyi yeğlerim” diyecek kadar karşı olan birsidir. Çünkü O’nun asıl derdi özgürlüktür. Platon’dan ve Muaviye’den gelen bir anlayışla Aliya’ ya da böyle bir şey yakıştırılmıştır. Dolayısı ile Aliya gibi birisine, iyilik edeyim derken, böyle bir şeyi yakıştırmak çok büyük bir vebaldir. İlla ki bir şey denecekse ‘mücahit bir bilge’ denmesinden yanayım.

Aliya, ütopya  anlayışına da karşıdır. Bu anlayışlar; yeryüzünde bir cennet ve ideal bir toplum kurulabileceğini düşünürler. Aliya ise doğal olarak buna karşıdır. Çünkü bizler insanız ve günahkâr varlıklarız. Ütopyalar da ise insanlar adeta birer melektir. Bizler sürekli iyilik için mücadele ederiz ve o mücadele kıyamete kadar devam edecektir. O, yeryüzünde olabilecek optimum şeylerin arkasından koşmamız gerektiğine inanır. Farklılıklar ile yaşamak güzel bir şeydir. Sadece, tek bir toplum, tek tip insan mümkün değildir der.

Aliya’yı önemli kılan şey siyasal liderliği değil. Elbette nebevi siyaseti üstlenmiştir ancak onun en önemli eseri Bosna’dan da daha fazla ‘Doğu ve Batı Arasında İslam’ kitabıdır.21. yy. Müslümanları denecek bir şey varsa, bu kitap onların başucu kitabı olmalıdır. O, zamanının aydınlarının, düştüğü yanlışlıklara düşmemiştir. Ütopik bir İslam devleti anlayışı yoktur. İnsanlığı yeryüzünün halifesi yerine koymamıştır.

Aliya, aslında bir batı Müslümanı ancak ona göre İslam, Doğulu da, Batılı da değildir. Aynı zamanda Doğu ve Batı, ruh ve beden, fert ve toplum, Yahudilik ve Hıristiyanlık, madde ve mana gibi düalizmlerin hepsinden de sakınmak gerektiğini belirtir. Düşüncelerimizi, ‘ Tevhit’ üzerine tesis etmemiz gerektiğini belirtiyor. İnsan,  bir bütündür, dünya bir bütündür, toplum bir bütündür. Dolayısı ile İslam, Doğunun Batıya bir reaksiyonu değildir, merkezdedir. Sağ ve sol değildir. Hem sağ hem de soldur. Tek kanatlı bir kuş olamayız.

Aliya’nın en çok üzerinde durduğu şey ‘özgürlüktür’. Çünkü özgür olamayan bir insan sorumlu değildir, Dolayısı ile ahlaklı olamaz, ve ibadet de edemez der. Tüm bunlar için, temelde insan özgür olmalıdır. Özgürlük bağımsızlık değil, serbestlik değil, özgürlük her şeyden önce manevi bir kavramdır. Hapislerde olabiliriz, köle olabiliriz ama özgür olmalıyız. Özgürlük, farklı bir şeydir kazanılması gerekir. Şayet elimde bir güç olsa idi diyor, biraz da ütopyaya kaçarak “İslam dünyasındaki tüm okullara eleştirel düşünme dersleri koyardım” . Temel sorunlarımız bu, kedimizi ifade etmek, özgürleşmek ve eleştirilebilmek. En sıradan insanımıza bile, bu kaliteyi yerleştirebilmek. Mevzu budur işte! Bu, şahsiyetleri yetiştirmek… ‘Emri bil maruf nehyi anil münker ‘ ilkesini, iktidarsal bakış açısı ile iyiliği emretmek kötülüğü nehy etmek olarak değil. İyiliği yaşamak, kötülükten uzaklaşmak olarak okunmalıdır.

İşte,  Aliya’nın altını çizdiği temel şeyler bunlardır. 20.yy. içerisinde, nebevi çizginin günümüzde nasıl uygulanacağını göstererek bize, entelektüel, siyasal önder olmuştur. Bizimde bu bilgileri anlamamız, geliştirip uygulamamız gerekir.

 

 


Paylaş :