http://images.socialpano.com/
MEHMET HANİFİ TOSUN

Diğer Yazıları:

MUTLAK KURTULUŞU HAK EDEN MÜMİNLER KİMLERDİR? [PART 4]

04.02.2017
İman Etmek Kurtuluşun Anahtarıdır
İman; samimi bir kalp ile inanmak ve yakini bilgiye ulaşmaktır. İman, can simididir. Kurtuluş reçetesidir. İmanın olmadığı ortamlar harabe hükmündedir. İman, insanın kendisini yaratıcısının programına göre kurguladığı ve bu program dâhilinde hayatını sürdürdüğü ilahi kurtuluş programıdır. 
İmanın ilk rüknü; Allah’a inanmaktır. Ancak sadece varlığına iman etmek yetmez. Varlığına iman etmekle birlikte, O’nun tek ilah olduğuna, şeriki bulunmadığına, insanların ibadet ve itaat edeceği yegâne zat olduğuna da inanmaktır. Aynı zamanda insanların kısmetini düzenleyip bozanın O olduğuna, dua ve tevekkül edilecek varlığın ancak Allah olduğuna, O’nun emirlerine uyulup yasaklarından kaçınılacağına, farz kıldıklarını yerine getirip menettiklerinden uzak durulacağına, her şeyi duyan, gören ve bilenin Allah olduğuna inanmaktır. 
İmanın ikinci rüknü; Risalete iman etmektir. Allah’ın insanları hidayet yoluna davet etmek için gönderip resul ve nebi olarak insanlara takdim ettiği örnek kişilik ve ahlaka sahip seçilmiş ve övülmüş insanlara ve onların getirmiş olduğu ilahi düsturlara gönülden tasdik ile iman etmektir. Bu iman, aynı zamanda meleklere, semavi kitaplara ve peygamberlere inanmayı da kapsamına almaktadır. Çünkü imanın rükünleri olan bu ilahi hakikatler peygamberlerin getirdiği talimatların bir parçasıdır. 
Üçüncü rükün ise; Ahirete iman etmektir. İnsanın bu dünya hayatı, ilk ve son değildir. İnsan bu dünyaya yaratılır. Ama ölünce başka bir âleme göz açacaktır. Bu ölüm onun için son olmayacaktır. Ölümden sonra insan tekrar diriltilecektir. Bu dünyada işlediği amellerin hesabını Allah’a verecek, hesap bitince de salih amel sahipleri mükâfatlandırılacak, kötü amel sahipleri ise cezaya çarptırılacaklardır.
İşte bu üç rüknü barındıran iman; üzerine hayat binamızı oluşturabileceğimiz, güzel ahlak, temiz yaşayış ve sağlam karakter gibi verilere temel teşkil edecek nitelikteki bir imandır. Yoksa insanın hayatı ne kadar parlak olursa olsun şayet bu anlamda iman sahibi değilse durumu azgın sularda seyreden, herhangi bir yerde karar da kılamayan yelkensiz bir gemiye benzer. Böyle bir gemi denizlerde ne kadar güvenli ise böyle bir kişilik sahibi de o denli hayatta güvenli olur.
Ahlaklı Birey Salah Toplumu İçin Salih Amel
“Salih” kelimesinin anlamı bütün iyilikleri kapsar. Küçük ve büyük iyiliklerde buna dâhildir. 
Anneye, babaya, toplumdaki yaşlılara gereken ikram ve izzeti gösterip onları saygının her çeşidiyle taltif etmek… 
İnsanları din, dil, ırk ayrımına tabi tutmadan tevhid, adalet ve özgürlük ilkeleri neyi, nasıl gerektiriyorsa öyle davranıp toplumsal barışı sağlamak… 
Zayıf, kimsesiz, biçare insanlara sahip çıkarak sosyal adaleti sağlamak… 
Ahlaki olanı önceleyip ahlaksızlığa savaş açmak… 
Öte yandan yolda yürürken yol üzerinde gördüğümüz, insanlara zarar veren her türlü mâniayı bertaraf etmek… 
Yolda karşıdan karşıya geçerken yaşlı ve yardıma muhtaç kimseleri yolun gidecekleri yönüne geçirmek… ,
Otobüste yolculuk yaparken yaşlılara oturmaları için yer vermek… 
Yolda kalmışlara yardımcı olmak… 
Adres vs. soranlara bu hususta yardımcı olmak… 
Cebinde olanı gerektiği zaman ihtiyaç sahipleriyle paylaşabilmek… 
Başkasını kendisine tercih etmek ve daha bunlara benzer iyi ve güzel amellerin bütünü salih amel kapsamındadır. 
Amellerin Allah katında ilahi mizanda bir ağırlık oluşturup kurtuluşumuzu gerçekleştirebilmeleri için ise imanla birlikte yapılmaları gerekir. İman olmadan yapılacak ameller zayi olur. Yani dünyada iyi sonuçlar verse de ahirette hiçbir karşılığı olmaz.
Zikrettiğimiz bu iki sıfat; iman ve salih amel, iman eden her bireyde olması kaçınılmaz iki sıfattır. Bunlar olmadan Müslüman olmak, Allah’ın sevdiği ve övdüğü kişilerin içinde yer almak imkân dışı bir husustur. İman ettim diyen birisi için bu özellikler imanın birer semeresi olarak kişiliğinde somutlaşması icap eder. Kurtuluşun ilk ve temel sebepleri ve vasıtaları bu iki özelliktir, aksi ise hüsrandır.
Hakkı ve Sabrı Tavsiye Kurtuluşun Mütemmim Cüzüdür
İman edenler ve salih amel işleyenler bu güzellikleri ferdi olarak yapmakla yetinmemeli, aynı zamanda hakkı ve sabrı tavsiye ederek salah toplumunun oluşmasında etkin olmalılar. İçinde yaşadığı toplumu, bozulmaktan koruyabilmek için her fert kendi sorumluluğunun bilincinde hareket etmelidir. Bundan dolayıdır ki toplumun tüm fertlerine birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etmeleri farzdır. 
“Hak”21  kelimesi “batılın” zıddıdır. Yani inkârı mümkün olmayan sabit gerçeklerdir. 
“Sabır” ise olumsuzluklara karşı direnerek mücadele etmektir. 
Müslümanlar, hiç usanmadan bu gerçeği birbirlerine sürekli hatırlatmalıdırlar. Kurtuluş toplumu olmak, hüsranın girdabında çıkışın yolunu bulmak bu özellikleri kuşanmakta yatar.
 
[1] İbni Kesir “hakkı”; ibadetleri yerine getirmek ve haram olan şeyleri terk etmek diye tefsir etmiştir.  Bu konuda Said Havva der ki: Allah Teâlâ “Sana Rabbinden indirilen haktır.” (Ra’d–1) buyurur. Buna göre “hak” Kur’an ve sünnettir. Felaha erecek olan başarılı insanlar birbirlerine, anlama ve amel etme yönünden Kitap ve sünneti tavsiye ederler. Nesefi de hak kelimesini açıklarken şöyle demiştir: “Birbirlerine sabrı tavsiye edenler başka” günahlardan kaçınma, itaat ve ibadetleri yerine getirme külfeti ile Allah’ın kullarını denemek için verdiği musibetlere ve ilahi takdirlere, kendilerine iyilikleri emredip kötülüklerden vazgeçirmeye çalıştıkları kişilerin verdikleri eziyetlere sabrederler.” 

Paylaş :

Yorumlar