http://images.socialpano.com/
MEHMET HANİFİ TOSUN

Diğer Yazıları:

ZAMANIN KIYMETİNİ BİLMEYENLER HAYATTA BAŞARI ŞANSINI YİTİRİRLER!..

08.03.2017

Zaman, kıymeti ekonomik değerlerle takdir edilemeyecek kadar değerli bir hazinedir. Yol uzun, hayat kısa, yapılacak işler alabildiğine yoğun olduğundan zamanın kıymetini iyi kavramak gerekir. Bakınız Allah dostu İbrahim Edhem’e bu minvalde kendisine;

“Dünyalıklarla uğraşmayı niye terk ettin?”  şeklindeki soruya “Üç şeyden dolayı” dedi ve şöyle açıkladı bu hususları;

“Birincisi; Yanımda azığım olmadığı halde yolun uzun olduğunu gördüm.

İkincisi; Kabrin hiçbir dostum olmadığı halde tenha olduğunu gördüm.

Üçüncüsü; Cebbar yani güçlü, kuvvetli olan Allah’ın hüküm verdiğini gördüm. Hâlbuki ona karşı benim hiçbir delilim ve beni savunacak kimsem de yok...”

Dünya ve içindekilerin aldatıcılığına kapılmadan, hayatın idamesi için gayretimizi iktisatlı kullanaraktan başarabileceğimiz işlere zaman ayırmamız, kulluğumuzu bu minvalde şekillendirmemiz öncelikli hedefimiz olmalıdır. Aksi takdirde zamana hükmedemezsek zaman işimizi görür ve defterimizin dürüleceği günü kapımızın eşiğine kadar getirip bizleri bu âlemden öte âleme alıp götürür.

Dünyanın dağdağasına garkolmuş dünya ehli;

“Hayatım tamamen benim dışımdaki bir takım odaklar tarafından kontrol ediliyor, benim elimden bir şey gelmez ki, ne yapabilirim ki!”

“Tüm işleri ben yapıyorum, zaman mı var sanki?”

“Zaman akıp gidiyor ben ise hiçbir işime yetişemiyorum, daha çok çalışmalıyım, gayret içinde olmalıyım!”

“On tane elim yok ya, yapacağım işleri ancak yetiştirebiliyorum, Allah dünyada ele güne muhtaç etmesin, muhanete muhtaç olmamak için çalışıyoruz!”

“Ben farklıyım, her şeyin en iyisini ben yapmalıyım, onun için de çok çalışmalıyım!”

“Herkesin isteklerini yerine getirmeliyim, ben yapmazsam, sen yapmazsan bu dünya nasıl işleyecek, hayat çekilmez olur!” benzeri endişelerle yola çıkanlar belli bir zaman sonra, tamamen dünyaya ve dünyalıklara ram olur, hayat madde kazanma yarışına teslim edilmiş olur ve kendisine hatırlatılan sorumlulukları karşısında, aciz kalıp; 

“Bir günde yeterli zaman yok!”

“İşler bir türlü yetişmiyor!”

“Dinlenemiyorum!”

“Çok yoruldum yine de hiçbir işimi yetiştiremedim!” vb. söylevleri dillendirmeye ve hayatını çekilmez kılmaya başlar.

Kulluk eksenli bir hayatın inşasına mı gönül vermeli, bu minvalde okuyup araştırma mı yapmalı ya da daha farklı sosyal faaliyetlerinin içinde mi bulunmalı artık o bunların hiç birini yapamaz durumda olur.

Toplumsal yaşamda bireylerin birçoğu tarafından sıkça dillendirilen bu sözler, zaman planlamasının olmaması sonucu sarf edilen sözlerdir.  Hayatı doğru planlayamayan bireyler, günlük meşgalelerin yoğunluğundan kendilerine mazeret bulmak için tüm bu söz dizelerinin arkasına sığınırlar. Hayat, hay huy içinde basit bir ortama hasredilerek yaşanır. Oysaki gün 24 saat ve hafta 7 gündür. Günün 25 saat olması, haftanın 8 güne çıkarılması söz konusu değildir. Bu süreler de her bireye başlangıçta adil bir tarzda dağıtılmıştır. Günün 24 saati herkes için aynıdır. Fakat insanlar zamanlarını boş şeylerle iştigal ederek boşa tüketirler. Zaman planlaması yapamayanlar hayat sermayesinin nasıl geçtiğini fehmedemezler.

Fahreddin er-Razi “Tefsiri Kebir”de zamanı şöyle bir misalle izah ediyor: “Pazarda satıcının biri buz satmaktadır. Ve şöyle seslenmektedir: “Sermayesi eriyen amcanıza yardım edin, sermayesi eriyen amcanıza yardım edin.” İşte diyor, Fahrettin er-Razi: “Buzcunun feryatlarını dinlerken Asr suresinin tefsiri budur” dedim. Çünkü “Zaman, bu buzcunun buzu gibi eriyen ve hızla tükenen bir sermayedir.” Vaktinde iktisatlı davranıp kadir kıymetini bilerek değerlendirirsen, planlamanı iyi yaparsan ne ala. Aksi takdirde hüsran kaçınılmaz olur.

Yüce Allah, kurtuluşa eren müminlerin vasıflarını sayarken “Onlar ki boş ve malayani şeylerden yüz çevirirler” buyurmuş, nebiyi muhterem de “Kişinin malayani şeyleri terk etmesi İslam’ının güzelliğindendir…”, “Ya hayır konuş ya da sus…” buyurmuş, zamanın israf edilmemesi gerektiğini vurgulamıştır. Boş, faydasız, anlam ve itibardan mahrum, iş, oluş ve eylemlerden uzak kalınarak zamanın iktisadını sağlamak kurtuluş vesilesi olarak karşımızda durmaktadır. Bu uyarılar, Allah ve rasulünün zamanın iktisatlı kullanılıp disipline edilmesi hususuna verdikleri önemden kaynaklanmaktadır. Allah rasulü bir başka sözlerinde insanların zamanlarını boş ve beyhude işlere hasrettiklerine işaret ederek olayın ciddiyetine parmak basmış ve İbni Abbas tarikiyle şöyle buyurmuştur; "İki büyük nimet vardır. İnsanların çoğu onlar hususunda aldanmıştır, bunlar: “Sıhhat ve boş vakittir!”

İşin burasında zamanı doğru kullanabilme, daha doğru ifadesiyle zamanı planlama devreye girer. Zaman yönetimi, zamanı hayatta daha fazla verim elde etmek için, daha muktesit ve etkin kullanabilme yoludur. Bize tahsis edilen zaman, bütün hızıyla akıp giderken kendimizi disipline edip yönetebilme sanatıdır. Bu bağlamda düşündüğümüzde kendilerini yönetebilenler, haliyle hayattan daha fazla müstefid olduklarından büyük başarılara imza atarlar. Göz ardı edilmemesi gereken husus, her başarının altında zaman planlaması yapıp azim ve kararlılıkla çalışma yatmakta olduğudur. Hayatta bir şeyler başarmak istiyorsak zamanı daha verimli ve planlı kullanmak mecburiyetiyle karşı karşıyayız. Zaman planlaması yapmadığımızda karşılaşacağımız başarısızlıklar, bizde hayal kırıklığı, suçluluk psikolojisi ve bir şeyleri becerememe duygusu yaratacaktır. Oysaki zamanı doğru yönetmeyi ve ondan müstefid olmayı becerebilen her birey, daha verimli, daha huzurlu, daha düzenli, daha başarılı ve daha dakik olmayı sağlayıp hayatı kulluk ekseninde, Allah ve rasulünün tavsiye ettiği doğrular muvacehesinde başarıyla idame ettirir. Hayat, doğruluk ekseninde her şeyin yerli yerince yerleştiği bir mecrada seyreder. Zamanı kontrol edip planlayanlar aynı zamanda hayatlarını kontrol etmiş olurlar. Allah rasulünün, hadiste altını çizdiği gaflette olunan hususlarda uyanık davranılmış olur. Zamanı yönetemeyenler, işlerini yetiştiremedikleri için büyük bir telaş içine gireceklerinden kendilerini başarısızlıklara sürükleyen unutkanlık, hayal kırıklığı, stres vb. manevi hastalıklara da duçar kılarlar. Ama ciddi bir zaman yönetimi ile tüm bu hastalıklara son verebilirler. Bu da kendi müktesebatlarında mevcuttur.

            Zamanın birinde tembel bir çiftçi varmış. Canı hiç çalışmak istemezmiş. Bahçe işlerinin en yoğun olduğu bahar ve yaz aylarında iş yapmamak için bahaneler peşinde koşup işlerini hep ertelermiş. Yazın, buğdayların olgunlaşıp hasat vaktine geldiği dönemde eşini alır, tarlaya gider, bir ağacın altına oturur, planlamaya başlarmış yapacağı işleri. Ağacın altında sahip olduğu tek zaman dilimi olan içinde bulunduğu zaman diliminde iş yapma yerine kendine ait olmayan gelecek zaman dilimi üzerinde hesaplar yaparmış. Tarlayı zihninde eşit parçalara bölüp şurası yarın, berisi ertesi gün deyip haftaya yayarmış yapacağı işleri. Her gün aynı paylaşımı yapan köylü bir türlü içinde bulunduğu güne iş bırakmayarak evine dönüp yarını beklermiş. Ama her gün o yarını beklerken bir sabah kalktığında hasat vaktinin bittiğini ve kışın soğuk yüzünü gösterdiğini görmüş. İş işten geçmiş ama ne çare. Zamanını planlamaya çalışırken yanlış bir noktadan hareket ettiği için başarısız kalmıştır bizim köylü. Kışın sefaletle boğuşur halde hayatını tembelce sürdürmek zorunda kalmış neticede…”

Bu duruma düşmemek için başlama noktamızı iyi belirlememiz, bize ait olmayan zaman dilimleri üzerinde hesap yapmamamız gerekir. Geçmiş ve gelecek zaman dilimlerinin bizim uhdemizde olmadığı gerçeğini göz önünde bulundurup, anın gereği neyse onu ifa ederek işe başlamalıyız. Daha sonra önceliklerimizi iyi belirlemeli, plansız hiçbir işe koşmamalı, bugünün işini yarına bırakmamalı, işleri gözümüzden büyütmeyerek, hiçbir zaman “En mükemmel ben olmalıyım” düşüncesine kapılmamalıyız. Bir de gerektiği zaman “Hayır” diyebilmeyi de öğrenirsek gerçek anlamda başarıyı yakalayabiliriz. Hayır demesini bilmeyen kişi hep başkalarının lüzumlu lüzumsuz işleriyle vakit geçireceğinden kendi işlerini erteleme yoluna gidecektir. Bu da kişinin hayatında düzensizliği getirecektir. Düzensiz bir hayata sahip insanlar önceliklerini belirleyemediklerinden önce yapmaları gereken işleri sonraya sonrakileri önceye alacaklardır. Bu da büyük bir zaman israfını beraberinde getirecektir.

Hayatı planlamaya öncelikler belirlenerek başlanmalıdır. Öncelikler belirlenmezse yapılacak işler birbirine girer. Ertelemeci zihniyet hâkim olur. Ve tembel çiftçi sendromu baş gösterir. Bu durumda iyi bir planlamaya ihtiyaç duyulur. Çünkü plan olmadan kişinin hedeflerine ulaşması biraz zora girer. Aynı zamanda plansızlık işlerin ertelenmesini ve bununla beraber de işlerin birikmesini sağlar. Planlı hareket etmek, her ne kadar ilk etapta sıkıcı gelse de zamanla düzenli ve başarılı bir yaşamı beraberinde getirir. Tabii planlama derken otomatlaşmayı kastetmiyorum. Sabah kalkmaktan tut, yatmaya kadar belirli bir program içinde dakik bir çizelgeye göre ayarlanacak anlamında kullanmıyorum planlamayı. Planlamaktan kastım neyi, nasıl yapacağını kurallarına göre zaman ve zemininde yapmaktır. Askeri bir disiplin içine sürükleyerek hayatı çekilmez ve yaşanmaz kılmak planlama değildir. Planlama yapılırken bazı hususlarda elastikiyet gözetilmelidir. Bu sayede hayat normal seyri içinde daha özverili yaşanır hale gelir.

Çiftçi sendromunda görüldüğü gibi ertelemek, sonradan yapmaya karar vermek değildir. Bilakis karar vermekten kaçınmaktır. Yapılması gereken işlerini yarınlara erteleyenler “Günün akşamdan ışıdığına” şahit olup “Atı alanın Üsküdar’ı geçtiğini” görecekler, kendilerini işlevsiz ve önemsiz işlerle uğraşır bulacaklardır. Bilinmelidir ki bir işe başlamak, o işin yarısını yapmakla özdeştir. Ertelenen hiçbir iş kendiliğinden çözüme ulaşmaz, onu çözebilecek kudret, kişinin kendinde saklıdır. Bir takım bahaneler öne sürerek ertelenen işin olabileceği hiçbir zaman dilimi yoktur. Bundan dolayı işe hemen başlanmalıdır.

Erteleme için genellikle iş yoğunluğu bahane olarak sunulur. Yoğunluğun temel müsebbiplerinden biri, kişinin “hayır” diyememesidir. Başkalarını üzmekten korkan biri, çoğunlukla kendisi üzülecektir. Üzülmek ve ezilmek istemiyorsan işlerini zaman ve zemininde ertelemeden planladığın gibi yapmak istiyorsan hayır diyebilmelisin. Bu tavır asla bencillik değildir. Hatta işlerin daha düzenli bir formda yürümesi için gereklidir.

Ertelemenin sebeplerinden biri de “en iyisini ben yapacağım” tavrıdır. En mükemmeli yapma iddiası işlerin mükemmel yapılmaması halinde ertelemeyi gerektirmektedir. Ama ben elimden gelen özeni göstererek işlerimi yapayım, benden daha iyileri elbette olacaktır, onlar çıkarsa bayrağı onlara devreder, kurtuluşa hep beraber koşarız diyebilmek ertelemeci, mükemmeliyetçi tavırların önünde engel oluşturur. Aynı zaman da başarıyı da beraberinde getirir. Planlama bu anlamda tüm bu olumsuz engelleri yok kılar ve hayatta başarıyı sağlar.


Paylaş :

Yorumlar