http://images.socialpano.com/
ÜMİT AKTAŞ

Diğer Yazıları:

KÜRESEL OYUNCULUKTAN KÜRESEL OYUNCAKLIĞA...[PART 1]

03.03.2017
Suriye savaşının başlarında ABD Suriye içerisinde savaşacak askerî bir güç arayışına girdiğinde, Türkiye gayet doğru bir kararla bundan geriye durmuştu. Bilindiği gibi daha sonra benzer bir amaçla Suud öncülüğünde Şii karşıtı bir “İslam Ordusu” teşkiline gidilmişti. Türkiye’nin bu savaştan geri durma tavrı üzerine ABD, kendi askerlerini doğrudan bu cehennemin içerisine sokmak istemediği ama büsbütün de sürecin dışında kalmak istemediği için, bu sırada Suriye’nin kuzeyinde özerkliğini ilan eden PYD güçlerini teçhiz ederek desteklemeye ve kendi adına operasyona sokmaya başlayacaktı. Bu durum, Türkiye’nin “barış süreci”ni noktalamasına gidecek bir milliyetçi stratejinin de tetikleyicisi olmuştu. Böylece ABD, bir yandan kendi inisiyatifinin dışında geliştirilmeye çalışılan ve ABD’nin operasyon aygıtı hüviyetinde olan Fethullahçılar eliyle sabote etmeye çalıştığı barış sürecinin sonunu getirdiği gibi, Türkiye’nin tüm iç ve dış politikasını PYD/PKK kazanımlarının karşısında dizayn etmeye çalıştığı bir pozisyona zorlayarak, Türkiye’yi, güneyindeki bir “Kürt Devleti” ihtimalini önlemek için,  başlangıçta girmekten imtina ettiği Suriye topraklarına girmek mecburiyetinde bırakacaktır. ABD, izlediği bu stratejiyle, kendi elini yakmaksızın barış sürecini sona erdirdiği gibi, İsrail’in güvenliğini güçlendirecek bir biçimde Suriye’yi de zayıflatırken, öte yandan da bölgede Kürtler üzerindeki inisiyatifini güçlendirdiği adımları da atmış ve ardından da Türkiye’yi de savaşın başından beri uzak durmaya çalıştığı Suriye cehennemine girmeye icbar etmiştir. Elbette ki bu sürecin “hayalet” aktörü IŞİD de, dolaylı bir biçimde ABD-Suud terör ortaklığının El Kaide sonrasında ürettiği ikinci sentetik örgüttür. Ve yine bu süreç üzerinde etkili olan bir başka ABD menşeli olan örgüt de, yılardır devlet içerisindeki kadroları “fethetmek”le iştigal eden Fethullahçılıktır.
Tüm bu örgütleri hazırlayan ve yeri geldiğinde sahaya sürerek kendi politik amaçlarına doğru “ellerini kirletmeksizin” yürüyen ABD, bölgeyi tıpkı bir satranç tahtasına dönüştürürken, Türkiye’de bazı aklı evveller, Türkiye’nin bölgesel oyunculuktan küresel oyun kuruculuğa terfi ettiğine dair hayaller üretmekteydiler. Maalesef birçoğu İslamcı gelenekten gelen bu politik spekülatörler, küresel güçlerin hegemonyasında çatlaklar açmak isterken, kendileri küresel güçlerin Şii ve Sünni dünyalar arasında açmaya çalıştığı çatlakların inşacısı konumuna düşmüşlerdir. Ülke içerisinde ancak gökdelenleri göğe yükseltmekle bir fark yaratmaya çalışan bir inşacı fütuhatçılık, dışarıda ise bir “oyun kuruculuğu” hevesiyle küresel güçlerin Şii-Sünni çatışmasını körükleme politikalarının aleti olmaktan öteye gidemeyecektir. Şiilerin veya Sünnilerin kendi yerel mevzilerinde kimi kısmî kazanımlarının olduğu bu beyhude stratejilerin sonu ise genel anlamda İslam dünyasının “taşralaştırılması”dır.

Paylaş :

Yorumlar