http://images.socialpano.com/
ALINTI YAZILAR

Diğer Yazıları:

SURİYE SİYASİ TARİHİNİN KARA LEKESİ: BAAS REJİMİ!!.

YASİR ERKUŞ
Suriye’de Baas rejiminin başa geçmesinin 54. yıldönümü. Bundan tam 54 yıl önce, 1963 yılının Mart ayında Askeri Komite öncülüğünde gerçekleştirilen darbe sonucu Ulusal Devrimci Komuta Konseyi iş başına gelmiş ve Salah Bitar Ulusal Komitenin başına getirilmişti. Şimdi biz de 54 yıl öncesine dönelim ve Baas rejiminin Suriye’deki ağır bilançosuna bir göz atalım.
Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’nın sömürgesi olan Suriye, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bağımsızlığına kavuştuğunda heterojen bir yapıya sahipti. İngiltere’nin Ortadoğu’daki Fransız nüfuzunu azaltmak için Arap milliyetçiliğini körüklemesinden çekinen Fransa, Suriye’de ‘böl ve yönet’ politikasına yöneldi. Ülkedeki Sünnilere karşı çeşitli dini azınlıklara iltimas gösterdi, yerel bürokrasisini ve özellikle de orduyu -daha ziyade- azınlıklardan oluşturdu. Nusayri, Çerkes, Kürt ve Dürzi toplumlarından oluşan Özel Levan Birliklerini kurdu. 
1946’da bağımsızlığına kavuştuğunda Suriye’de ulus devlet kimliği son derece zayıftı. Bu zayıflık hâli o günden bugüne kadar Suriye tarihinde etkili olmuştur. 
Ulusal bilincin aleyhine güçlü olan ulus üstü kimlik Pan Arabizm’di. Zaman içinde Pan Arabizm de zayıfladı ve kanlı çatışmaların sürdüğü günümüze kadar alt kimlikler (etnik, dinsel, mezhepsel ve aşiretsel aidiyetler) belirleyici oldu. Yine de Hafız Esad, Suriye halkını uluslaştırma konusunda nispeten başarılı olmuştu.
Pan Arabizm düşüncesi, yani tüm Arap halklarını birleşik bir devletin çatısı altında buluşturma ülküsü, 1960’lara kadar hem Arap dünyası genelinde hem de Suriye özelinde güçlüydü. Pan Arabizm’in ürünü olan ve sadece Suriye’de değil, Irak’ta da iktidarı alan Baas Partisi 1940’larda doğup gelişti. Pratikte tek parti rejimi olan Baas iktidarına asıl rengini verense 1970’den 2000’e kadar ülkeyi yöneten Hafız Esad, yani Baba Esad oldu. 
Kuruluşundan itibaren Baas, özellikle Suriye’nin azınlıkları için bir çekim merkezi olmuştu. Partinin sosyalist ilkeleri, yoksul kırsal bölgelerde yaşayan azınlıklar için, nüfusun çoğunluğunu oluşturan ve ülkedeki zengin sınıfın da mensubu olduğu Sünni halk için olduğundan daha çekiciydi. Dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi Suriye’de de dini azınlıklar laik bir rejimi varlıkları için güvence olarak görüyorlar ve bunun sonucu olarak da Baas’ın etki alanına giriyorlardı. 
1946’daki bağımsızlık, Suriye için siyasi istikrar anlamına gelmiyordu. Özellikle 1949-54 yılları arasında arka arkaya darbeler yaşandı. Bu darbeleri yapanlar da darbe sonucu devrilenler de hep Sünni liderlerdi. Hafız Esad’ın iktidara geldiği 1970’e kadar toplam darbe sayısı 10’a ulaşmış, bundan çok daha fazla sayıda da başarısız girişim yaşanmıştı.
Bu karmaşa yıllarında seçimlerden de geri durulmuyordu. 1949 seçiminde 114 milletvekilliğinden yalnızca birini kazanan Baas varlık gösterememiş, ancak 1954 seçiminde 142 sandalyeden 17’sini kazanarak büyük bir başarıya imza atmıştı. Baas artık Suriye siyasetinde rol oynamaya başlamış, bir yandan da parti mensubu subaylar orduda yükselmeye başlamıştı. 1954 seçiminden sonra politik dengeler hızla Baas lehine değişmeye başladı. 
2. Dünya Savaşı sonrası bağımsızlığının ardından Suriye’de yaşanan iç karışıklık ve darbeler döneminden sonra 13 Kasım 1970 darbesiyle Hafız Esad’ın iktidara gelmesi, az da olsa bir siyasi istikrar dönemi başlatmıştı. Darbenin ardından devlet başkanlığı yolunda formalite niteliğinde birkaç adım atan Esad, yeni bir anayasa hazırlama işine koyuldu. Şubat 1971’de geçici bir anayasa ilan edildi ve içinde Baas dışındaki partilerden de temsilciler bulunan bir kurul yeni anayasayı hazırlamakla görevlendirildi. 
Mart 1971’de tek aday olarak girdiği devlet başkanlığı seçimini yüzde 99.2 oyla kazanan Hafız Esad, Suriye’nin ilk Alevi (Nusayri) devlet başkanı olmuştu. 
1963’te Baas’ın iktidara gelişinden itibaren rejime karşı İslamcı bir muhalefet faaliyet göstermekteydi. Esad döneminde bu muhalefet gitgide güçlendi, devlet güçleriyle Sünni muhalifler arasında çatışmalar yaşandı. En sonunda 1982’de Hama’daki ayaklanma vahşice bastırıldı.
30 küsur yıllığına sessizliğe gömülen Baas karşıtı İslamcı muhalefet, “Arap İsyanları” ile tekrar ayağa kalktı. Ve bilanço hepimizin malumu. 
70’lere dönecek olursak, Baas kadrolarının izledikleri devletçi ekonomi ve laiklik politikalarına karşı İslamcı kesimler tepki gösteriyordu. Hafız Esad’ın yönetimi ele almasını müteakiben Müslüman Kardeşler’in ilk kitlesel hareketi 1973’te gerçekleşti. Yeni anayasa taslağında İslam’ın devletin resmi dini olarak tanımlanmaması üzerine çeşitli gösteriler düzenlendi. Esad, Sünni halkın tepkisini yatıştırmak için anayasaya devlet başkanının Müslüman olması gerektiğine dair bir madde koydurdu, sık sık Cuma namazlarında boy gösterdi ve bir sonraki yıl da kutsal toprakları ziyaret etti. 
Ancak bu hamleler İslamcı muhalefeti ikna etmemişti. Yeni anayasa Mart 1973’teki referandumda yüzde 97.6 evet oyuyla kabul edilince (bu tür astronomik rakamlar seçimin güvenilirliğini perdeliyor) Şam ve Halep’te gösteriler düzenlendi. 
1976 itibarıyla muhalefetin bir kısmı silaha sarıldı. Müslüman Kardeşler kökenli olup sonradan bu hareketten ayrılan Mücahidin adlı örgüt, pek çok sivil ve askeri yetkiliye yönelik suikastlere yöneldi. 16 Haziran 1979’da geceleyin bir askeri okula sızan bir grup militan, okulda katliam yaparak 30’dan fazla öğrenciyi öldürdü. Bu olaya karşılık cezaevlerindeki 15 Mücahidin üyesi idama mahkûm edildi. 
Haziran 1980’de Hafız Esad, Müslüman Kardeşler’in bir suikast girişiminden şans eseri kurtulunca askeri birlikler Palmira cezaevine giderek buradaki Müslüman Kardeşler üyesi 550 mahkûmu katletti. Ardından Suriye İslami Cephesi adı altında toplanan İslamcı gruplar, Ağustos ve Eylül 1981’de çeşitli bakanlık binalarını bombaladılar. Ve ardından Hama katliamı… 
İslamcıların güçlü olduğu Hama’da çıkan ayaklanmada muhalifler şehrin kontrolünü ele geçirdiler. Bunun üzerine tank, top ve helikopterlerle destekli ordu birlikleri şubat ayı boyunca kentte operasyon yaptı. Ölü sayısı hakkındaki tahminler 5 bin ile 25 bin arasında değişmektedir; bu sayının çok büyük bir kısmını da siviller oluşturuyor. En yüksek tahmin doğruysa, kentte yaşayan her 10 kişiden birinin hayatını kaybettiği anlaşılıyor. Hama katliamıyla beraber İslamcı muhalefet kesin bir yenilgiye uğramış oldu.
Suriye rejimi 1982’den 2011’e kadar bir daha “iç tehdit” ile karşılaşmadı. Ta ki “Arap İsyanları” başlayana dek. Ve 100 binlerle ifade edilen ağır bilanço… Velhasılı kelam, Irak’ın başına bela olan Baas rejimi, Suriye’yi de harab etti. Umarız Esed’le birlikte Baas rejiminin dünya üzerindeki varlığı da sona erecek ve insanlık tarihinin gördüğü en karanlık rejimlerden birisi olan Baas, tarihin çöplüğüne gömülecek.

Paylaş :

Yorumlar